Zeynep Ayten
1.
Bu konudan bana daha önce hiç bahseden olmamıştı. Bir fotoğraf bulmuştum aile albümünde. Aslında daha önce de görmüştüm bu fotoğrafı fakat dikkatimi çekmemişti. Bu fotoğraftaki kişinin kim olduğunu çok merak ediyordum. Bütün albümü taradım ancak bu fotoğraftan başka bir fotoğraf yoktu bu yüze ait. Dikkatle baktığımda bana ne kadar benzediğini fark ettim bu yüzün. Evet, bu fotoğraf olsa olsa kardeşime aitti. Bir kardeşimin olduğundan kimse bahsetmemişti ama bu kesinlikle benim kardeşimdi. Bu benzerliğin başka bir açıklaması yoktu. Belki de kaybolduğu için varlığı benden saklanan bir kardeşim vardı. Önce aile büyüklerine sordum bu resmin kime ait olduğunu ama kime sordumsa geçiştirdi bu resme dair soruları. Hatta bir ara ziyarete gittiğim akrabaların resim albümlerinde de aradım bu fotoğraftaki kişiyi ama nafile... Bir fotoğraftan başka hiçbir izi olmayan bir kardeş... Buna inandırmıştım kendimi. Bu yüzün sahibi kardeşimdi ve bu kardeşten kimse bana bahsetmemişti. Ölmüş müydü kardeşim? Belki... Ölmüş olsaydı büyük ihtimalle ondan bahsederlerdi. Evet, kesinlikle bu fotoğraftaki yüz, kaybolan kardeşimin yüzüydü.
Kardeşimin hikayesini mutlaka öğrenmeliydim. Bunun için dünyanın diğer ucuna bile gidebilirdim. Onun hikayesini öğrenmek için yıllarımı feda edebilirdim. Tek fotoğrafına her bakışımda sanki benden bir yardım bekler gibiydi gözleri. Sanki bana ulaş, der gibiydi yüzü. Bu fotoğraf beni kendine çağırıyordu zaman zaman. Fotoğraf önümdeyken gözlerimi kapatsam bile fotoğraftaki bakış, öylece kalıyordu zihnimde.
Madem akrabalardan fayda yoktu, başka bir yol bulmalıydım. Eski arkadaşlarım, eski komşularımız... Kardeşimi tanıma ve onun hikayesini bilme ihtimali olan herkese ulaşmalıydım. İşe en baştan başlamalıydım: Çocukluğumun geçtiği mahalleden. Ailemden, akrabalarımdan öğrenemediğim şeyleri eski komşularımızdan öğrenebilirdim. Bir pazartesi sabahı erkenden bu mahalleye gittim. Çok değişmişti her yer. Eski binalar, yerini yeni ve çok katlı yapılara bırakmıştı. Neredeyse tanıyamayacaktım mahalleyi. Neyse ki tüm binalar yıkılmamıştı. Kocaman binalar arasında halen çocukluğumdaki haliyle bana tebessüm eden müstakil ve bahçeli evler vardı. Uzaktan eski evimizi gördüğümde içimde tuhaf bir şeyler hissettim. Burada gerçekten yaşamış mıydım yoksa bir rüyada mı görmüştüm bu mahalleyi, bu evi? Her şey çok tuhaftı. Eve yaklaştıkça içimde hem bir ürperti hem de bir sıcaklık duyuyordum. Bu evde kaç yıl yaşamıştık, kaç bayram geride bırakmıştık. Kardeşim ne zaman kaybolmuştu? Kafamda sorular dönmeye başlamıştı bile. Bu esnada evin bahçesinin tahta kapısının önüne gelmiştim. Kilit yoktu kapıda. Kapının koluna uzandım. Boyaları dökülmüştü kapının ve kapı kolunun. Gıcırtıyla kapıyı araladım. Bahçemiz, canım bahçemiz... Artık bahçe gibi değildi burası. Ağaçlar kurumuş etrafta kocaman dikenler yükselmişti. Evimiz eski bir film karesi gibi duruyordu karşımda. Buraya kayıp kardeşimin izini sürmeye gelmiştim fakat bir anda zaman makinesine binmiş ve geriye dönmüş gibiydim. Eve girmeden bir süre bahçede oyalanmak iyi bir fikirdi. Cebimdeki fotoğrafı çıkardım ve bir yandan fotoğrafa bakarken bir yandan da evimize, bahçeye, etraftaki binalara bakıyordum. Kaç dakika durdum bahçede bilemiyorum. Bir süre sonra bahçe kapısı sessizce aralandı ve yaşlı bir teyze şaşkınlıkla bana baktı:
-Bu bahçede ne arıyorsun evladım, sahipleri yıllar önce göçtü buradan.
-Tanır mıydın sahiplerini teyzeciğim, diye sordum.
-Tanımak da ne demek, onlar bizim en sevdiğimiz komşularımızdı, dedi yaşlı kadın.
Galiba aradığım kişiyi bulmuştum. Kardeşimin benden saklanan hikayesini belki de bu teyze biliyordur, diye düşündüm. Benim bu evde oturan ailenin çocuğu olduğumu söylersem gerçekleri bana anlatmayabilirdi. O yüzden eski bir arkadaşımı aradığımı söyledim ona. Bu mahallede oturan ama yıllardır görmediğim çocukluk arkadaşımı aradığımı söyledim. Tam arkadaşımın adını soruyordu ki buna fırsat vermeden cebimdeki fotoğrafı uzattım teyzeye:
-Aradığım arkadaşımın elimde yalnızca bu fotoğrafı var.
Yaşlı kadın fotoğrafı eline aldı ve uzun uzun baktı. Sonra dönüp benim yüzüme baktı:
-Bu çocuğu hatırlıyorum, dedi. Bu evde oturan ailenin çocuğu. Zaten tek çocukları vardı ama adını unuttum senelerdir görmeye görmeye. Şimdi kocaman delikanlı olmuştur.
-Bu çocuğun kardeşi ya da ağabeyi yok muydu teyze, dedim. Emin misin?
-Buradan göçtükten sonra kardeşi dünyaya geldiyse bilemem ama burada sadece üç kişilik bir aileydi yaşayan.
Teyze mahallenin eski halini ve eski komşuları anlatmaya başlamıştı. Apartmanlar yapıldıktan sonra mahalleye taşınanların hiçbirini tanımadığından dert yanıyordu. Gençliğini anlatıyordu, eski komşuluk ilişkilerinden bahsediyordu. Bir süre sonra öğlen namazını kılmadığını ve eve gitmek zorunda olduğunu söyleyerek yanımdan ayrıldı. Bana da buralarda fazlaca dolaşmamam gerektiğini söyledi.
Yaşlı kadın bahçeden çıkar çıkmaz evin kapısına doğru yöneldim. Kapının açık olmayacağını düşünüyordum ama kapı açıktı. Şaşırmıştım bu duruma. İçeri girmeli miydim yoksa dönmeli miydim? Hem çok tanıdık geliyordu ev hem de çok yabancı. Çocukluğum burada mı geçmişti yoksa burasını bir rüyadan veya film sahnesinden mi hatırlıyordum? Kapıdan içeriye adım attığımın farkında bile değildim. Bir başkasının evine izinsiz girmişim gibi bir mahcubiyet zihnimi zorluyordu. Belki de kendi evimiz diye başka birinin evine girmiştim. Belki bizim evimiz yıllar önce yıkılmıştı. Sırf birazcık tanıdık geliyor diye bir evin bahçesine, ardından da içine girmek büyük bir düşüncesizlikti. Kapıyı kapatıp koşarak buradan uzaklaşmak istiyordum ama ayaklarım beni bir oda kapısının önüne götürmüştü bile. Gayriihtiyari odanın kapısını açtım. Duvarda eski bir takvim vardı ve eski bir aile fotoğrafı. Üç kişilik bir aile fotoğrafıydı bu. İyice yaklaştım ve fotoğrafa baktım. Annem, babam ve ben. Düşündüm, bu fotoğrafı da daha önce hiç görmemiştim. Bana benziyordu fotoğraftaki çocuk ama kardeşime de benziyordu. Kayıp kardeşime... Yanımdaki fotoğrafı çıkararak bu fotoğrafın yanına koydum. Evet, bu fotoğraftaki ben olmayabilirdim. Bu fotoğraftaki çocuk, kayıp kardeşime benziyordu. Onun bir fotoğrafını daha bulmuştum sonunda. Artık bu fotoğraftakinin kim olduğunu sorduğumda geçiştiremezdi ailem, mutlaka bir açıklama yaparlar, diye düşünüyordum. Fotoğrafı da yanıma alarak hızla evden ayrıldım. Burada belki de başka fotoğraflar da bulmam mümkündü. Diğer odalara, çekmecelere, dolaplara ve sandıklara bakmam lazımdı ama bugün değil.
2.
Bulduğum fotoğrafı annem ve babama gösterdim fakat bana cevap vermek yerine bu fotoğrafı nereden bulduğumu sordular bana. Eski mahallemize, evimize gittiğimi söyleyemezdim. Açıklama beklerken açıklama yapması gereken kişi konumuna düşmüştüm ve soğuk bir de konuşmaya maruz kalmıştım. Bana bir daha bu fotoğrafla ve geçmişle ilgili soru sormamı tembihlemişlerdi. Onlar, kendilerince konuyu kapattıklarını düşünüyorlardı oysa konu daha da derinleşmişti. Kesinlikle benden saklan bir şeyler vardı ve tavırlarıyla bunu kabul etmiş görünüyorlardı. Etrafımdaki herkes sözleşmiş gibiydi. Bir gerçeği benden saklıyor gibilerdi. Kayıp kardeşimi hatırlamak ve konuşmak bile istemiyorlardı sanki. O eve yeniden gitmeliydim ve gerçekleri ortaya çıkarmalıydım. Birdenbire yabancılaşmış gibiydim her şeye ve herkese. Sanki eski evden üzerime, ruhuma ve zihnime sinen bir şeyler vardı. O evde beni çağıran bir şeyler vardı. İlk kez bu eve değil de o eve ya da başka bir yere ait olduğum hissini yaşamaya başlamıştım. Bu his beni bir yandan tedirgin ediyordu fakat isteyerek kapıldığım bir şey değildi bu. O eve yeniden gitmeliydim, bütün çekmecelere, dolaplara, sandıklara bakmalıydım. Yıllardır bahçe kapısı bile açılmayan bir ev nasıl bu kadar temiz kalabilirdi ki? Her şey yerli yerindeydi ve toz bile yoktu etrafta. Bir şey vardı benden saklanan, bir şeyler vardı. Yüzümü yıkasam iyi olacak, diye düşündüm. Yüzümü yıkarken aynada kendimle karşılaştım. Yüzüme, gözlerime baktım bir yabancının yüzüne bakar gibi. Gözlerimin ardında sanki başka biri vardı bana bakan. Yüzümü silerken kendi sesimi duydum:
-Bana ne oluyor?
Bu sırada annem seslendi:
-Kiminle konuşuyorsun?
Yüzümü kuruladım ve odama döndüm. Masamın üzerinde iki fotoğraf vardı bana bakan. Beni kendine çağıran iki fotoğraf. Gözlerimi kapattığım zaman bile gözümün önünden gitmeyen bir yüz.
Kardeşimin hikayesini mutlaka öğrenmeliydim. Bunun için dünyanın diğer ucuna bile gidebilirdim. Onun hikayesini öğrenmek için yıllarımı feda edebilirdim. Tek fotoğrafına her bakışımda sanki benden bir yardım bekler gibiydi gözleri. Sanki bana ulaş, der gibiydi yüzü. Bu fotoğraf beni kendine çağırıyordu zaman zaman. Fotoğraf önümdeyken gözlerimi kapatsam bile fotoğraftaki bakış, öylece kalıyordu zihnimde.
Madem akrabalardan fayda yoktu, başka bir yol bulmalıydım. Eski arkadaşlarım, eski komşularımız... Kardeşimi tanıma ve onun hikayesini bilme ihtimali olan herkese ulaşmalıydım. İşe en baştan başlamalıydım: Çocukluğumun geçtiği mahalleden. Ailemden, akrabalarımdan öğrenemediğim şeyleri eski komşularımızdan öğrenebilirdim. Bir pazartesi sabahı erkenden bu mahalleye gittim. Çok değişmişti her yer. Eski binalar, yerini yeni ve çok katlı yapılara bırakmıştı. Neredeyse tanıyamayacaktım mahalleyi. Neyse ki tüm binalar yıkılmamıştı. Kocaman binalar arasında halen çocukluğumdaki haliyle bana tebessüm eden müstakil ve bahçeli evler vardı. Uzaktan eski evimizi gördüğümde içimde tuhaf bir şeyler hissettim. Burada gerçekten yaşamış mıydım yoksa bir rüyada mı görmüştüm bu mahalleyi, bu evi? Her şey çok tuhaftı. Eve yaklaştıkça içimde hem bir ürperti hem de bir sıcaklık duyuyordum. Bu evde kaç yıl yaşamıştık, kaç bayram geride bırakmıştık. Kardeşim ne zaman kaybolmuştu? Kafamda sorular dönmeye başlamıştı bile. Bu esnada evin bahçesinin tahta kapısının önüne gelmiştim. Kilit yoktu kapıda. Kapının koluna uzandım. Boyaları dökülmüştü kapının ve kapı kolunun. Gıcırtıyla kapıyı araladım. Bahçemiz, canım bahçemiz... Artık bahçe gibi değildi burası. Ağaçlar kurumuş etrafta kocaman dikenler yükselmişti. Evimiz eski bir film karesi gibi duruyordu karşımda. Buraya kayıp kardeşimin izini sürmeye gelmiştim fakat bir anda zaman makinesine binmiş ve geriye dönmüş gibiydim. Eve girmeden bir süre bahçede oyalanmak iyi bir fikirdi. Cebimdeki fotoğrafı çıkardım ve bir yandan fotoğrafa bakarken bir yandan da evimize, bahçeye, etraftaki binalara bakıyordum. Kaç dakika durdum bahçede bilemiyorum. Bir süre sonra bahçe kapısı sessizce aralandı ve yaşlı bir teyze şaşkınlıkla bana baktı:
-Bu bahçede ne arıyorsun evladım, sahipleri yıllar önce göçtü buradan.
-Tanır mıydın sahiplerini teyzeciğim, diye sordum.
-Tanımak da ne demek, onlar bizim en sevdiğimiz komşularımızdı, dedi yaşlı kadın.
Galiba aradığım kişiyi bulmuştum. Kardeşimin benden saklanan hikayesini belki de bu teyze biliyordur, diye düşündüm. Benim bu evde oturan ailenin çocuğu olduğumu söylersem gerçekleri bana anlatmayabilirdi. O yüzden eski bir arkadaşımı aradığımı söyledim ona. Bu mahallede oturan ama yıllardır görmediğim çocukluk arkadaşımı aradığımı söyledim. Tam arkadaşımın adını soruyordu ki buna fırsat vermeden cebimdeki fotoğrafı uzattım teyzeye:
-Aradığım arkadaşımın elimde yalnızca bu fotoğrafı var.
Yaşlı kadın fotoğrafı eline aldı ve uzun uzun baktı. Sonra dönüp benim yüzüme baktı:
-Bu çocuğu hatırlıyorum, dedi. Bu evde oturan ailenin çocuğu. Zaten tek çocukları vardı ama adını unuttum senelerdir görmeye görmeye. Şimdi kocaman delikanlı olmuştur.
-Bu çocuğun kardeşi ya da ağabeyi yok muydu teyze, dedim. Emin misin?
-Buradan göçtükten sonra kardeşi dünyaya geldiyse bilemem ama burada sadece üç kişilik bir aileydi yaşayan.
Teyze mahallenin eski halini ve eski komşuları anlatmaya başlamıştı. Apartmanlar yapıldıktan sonra mahalleye taşınanların hiçbirini tanımadığından dert yanıyordu. Gençliğini anlatıyordu, eski komşuluk ilişkilerinden bahsediyordu. Bir süre sonra öğlen namazını kılmadığını ve eve gitmek zorunda olduğunu söyleyerek yanımdan ayrıldı. Bana da buralarda fazlaca dolaşmamam gerektiğini söyledi.
Yaşlı kadın bahçeden çıkar çıkmaz evin kapısına doğru yöneldim. Kapının açık olmayacağını düşünüyordum ama kapı açıktı. Şaşırmıştım bu duruma. İçeri girmeli miydim yoksa dönmeli miydim? Hem çok tanıdık geliyordu ev hem de çok yabancı. Çocukluğum burada mı geçmişti yoksa burasını bir rüyadan veya film sahnesinden mi hatırlıyordum? Kapıdan içeriye adım attığımın farkında bile değildim. Bir başkasının evine izinsiz girmişim gibi bir mahcubiyet zihnimi zorluyordu. Belki de kendi evimiz diye başka birinin evine girmiştim. Belki bizim evimiz yıllar önce yıkılmıştı. Sırf birazcık tanıdık geliyor diye bir evin bahçesine, ardından da içine girmek büyük bir düşüncesizlikti. Kapıyı kapatıp koşarak buradan uzaklaşmak istiyordum ama ayaklarım beni bir oda kapısının önüne götürmüştü bile. Gayriihtiyari odanın kapısını açtım. Duvarda eski bir takvim vardı ve eski bir aile fotoğrafı. Üç kişilik bir aile fotoğrafıydı bu. İyice yaklaştım ve fotoğrafa baktım. Annem, babam ve ben. Düşündüm, bu fotoğrafı da daha önce hiç görmemiştim. Bana benziyordu fotoğraftaki çocuk ama kardeşime de benziyordu. Kayıp kardeşime... Yanımdaki fotoğrafı çıkararak bu fotoğrafın yanına koydum. Evet, bu fotoğraftaki ben olmayabilirdim. Bu fotoğraftaki çocuk, kayıp kardeşime benziyordu. Onun bir fotoğrafını daha bulmuştum sonunda. Artık bu fotoğraftakinin kim olduğunu sorduğumda geçiştiremezdi ailem, mutlaka bir açıklama yaparlar, diye düşünüyordum. Fotoğrafı da yanıma alarak hızla evden ayrıldım. Burada belki de başka fotoğraflar da bulmam mümkündü. Diğer odalara, çekmecelere, dolaplara ve sandıklara bakmam lazımdı ama bugün değil.
2.
Bulduğum fotoğrafı annem ve babama gösterdim fakat bana cevap vermek yerine bu fotoğrafı nereden bulduğumu sordular bana. Eski mahallemize, evimize gittiğimi söyleyemezdim. Açıklama beklerken açıklama yapması gereken kişi konumuna düşmüştüm ve soğuk bir de konuşmaya maruz kalmıştım. Bana bir daha bu fotoğrafla ve geçmişle ilgili soru sormamı tembihlemişlerdi. Onlar, kendilerince konuyu kapattıklarını düşünüyorlardı oysa konu daha da derinleşmişti. Kesinlikle benden saklan bir şeyler vardı ve tavırlarıyla bunu kabul etmiş görünüyorlardı. Etrafımdaki herkes sözleşmiş gibiydi. Bir gerçeği benden saklıyor gibilerdi. Kayıp kardeşimi hatırlamak ve konuşmak bile istemiyorlardı sanki. O eve yeniden gitmeliydim ve gerçekleri ortaya çıkarmalıydım. Birdenbire yabancılaşmış gibiydim her şeye ve herkese. Sanki eski evden üzerime, ruhuma ve zihnime sinen bir şeyler vardı. O evde beni çağıran bir şeyler vardı. İlk kez bu eve değil de o eve ya da başka bir yere ait olduğum hissini yaşamaya başlamıştım. Bu his beni bir yandan tedirgin ediyordu fakat isteyerek kapıldığım bir şey değildi bu. O eve yeniden gitmeliydim, bütün çekmecelere, dolaplara, sandıklara bakmalıydım. Yıllardır bahçe kapısı bile açılmayan bir ev nasıl bu kadar temiz kalabilirdi ki? Her şey yerli yerindeydi ve toz bile yoktu etrafta. Bir şey vardı benden saklanan, bir şeyler vardı. Yüzümü yıkasam iyi olacak, diye düşündüm. Yüzümü yıkarken aynada kendimle karşılaştım. Yüzüme, gözlerime baktım bir yabancının yüzüne bakar gibi. Gözlerimin ardında sanki başka biri vardı bana bakan. Yüzümü silerken kendi sesimi duydum:
-Bana ne oluyor?
Bu sırada annem seslendi:
-Kiminle konuşuyorsun?
Yüzümü kuruladım ve odama döndüm. Masamın üzerinde iki fotoğraf vardı bana bakan. Beni kendine çağıran iki fotoğraf. Gözlerimi kapattığım zaman bile gözümün önünden gitmeyen bir yüz.